BİZ SANA MECBURUZ

            Güne güzel başlamanın kıstası vardır her bir birey için. Bazen güzel bir haber mutlu eder insanı, bazen doğan güneş bazense o güne dair planlar.. Plansızca başladığım günde elime aldığım derginin kapağında Mustafa Kemal’in cesaret veren bakışları ile Atilla İlhan’ın “ben sana mecburum, bilemezsin.” Dizelerinin harmanlandığını gördüğümde; öylesine huzurla doldu ki içim, bunun tarifini yapmak sanıyorum ki imkansızdı. Ve inanıyorum ki bu kapak, ülkemin vefalı evlatlarının gözlerinin nemlenmesine neden olmuştu. Hasret ve özlem duyduğumuz, seksen ikinci ölüm yıl dönümü ile andığımız Ulu Önderimiz Atatürk’e karşı duymuş olduğumuz bu tarifsiz hissiyatın sebebi nedir diye düşündüm kendimce. Sayısız sebep arasından yalnızca birini yazmamız yönünde istekte bulunduğu için, editörümüzün bu yöndeki isteğine uygun davranıp seçim yaparak kaleme alıyorum yazımı.

            Ne demişti Mustafa Kemal? “Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir.” Öylesine derin manalar içermekte idi ki bu sözler. Hangi hissiyatla bunu söylemişti, hangi hal ve vaziyet karşısında dökülmüştü bu sözler dudağından bilinmez ama bu sözlerdeki anlam, hayata dair rehber olma vazifesi güdecek cinsten idi.

            Gerek Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten idareciler gerekse de vatan evlatları, Mustafa Kemal’in devlet yönetiminden dış politikaya, sosyal yaşamdan ekonomi politikalarına kadar yürütmüş olduğu faaliyetler ve bunlara dair çizmiş olduğu çizgi çerçevesinde hareket etmiş olsa idi, vatan böylesi bir hal alır mıydı hiç? Gençlik muhtaç olduğu kudreti kendi asil kanında arasa idi, bu cesaret ile bakabilse idi istikbaline bu geri kalmışlığı yaşar mıydı vatan toprağı? Cumhuriyetin kuruluşunun esaslarını bilebilse idi gençlik, bir avuç yürekli insanın meşaleleri ile çıktığı yolda, aydınlığa olan bu yürüyüşün kıymetini yüreğinde hissedebilse idi, bu güzel vatanın nasıl var olduğunu iliklerinde duyabilse idi, hiç böyle mi olurdu vaziyetimiz? Hakkın kuvvetin üzerinde olduğu hususunu özümsemiş olsa idi yargıçlarımız, verdikleri kararın hukuka uygunluğu haricinde bir kritere tabi olamayacağı hususunu kabul etmiş olmaz mıydı? Türk hekimlerine emanet olmayı isteyen bir lidere sahip olmanın onuru dışında, ne mutlu edebilirdi ki bir doktoru? Bu hissiyat harici neye ihtiyaç duyardı hekimler? Gelecek nesilleri şekillendirecek bir mesleği üstlenmiş olmanın ehemmiyetini aklından bir anlığına dahi çıkarmayan bir öğretmen, yapmış olduğu görevi layıkıyla yapmanın onuru haricinde ne arardı kendisinde? Vatan haini ilan edilmiş olmasına rağmen, yılmadan vatanın kurtarıcılığı vazifesine soyunan ve bu yolda her türlü zorluğun üstesinden gelen bir lider karşısında, hangi siyasetçi övünç duymazdı geçmişinden?

            Attığı her adımda, yaptığı her işte Türkiye Cumhuriyeti ve onun evlatları için çaba gösteren Ulu Önder’e olan özlem ve hasretin anması bir günle sınırlanamaz elbet. Geleceğe ışıkla bakmamızın önünde fener vazifesi gören bir lidere sahip olmanın vermiş olduğu gurur, her daim bizimle olacaktır muhakkak. Ve biz her an Mustafa Kemal’in izinde olacağız. Biz ona ve onun fikirlerine her an mecbur olup, böyle şekillendireceğiz hayatımızı. Her daim ise bir türkü olacak dilimizde keşkeleri olan… Keşke diyeceğiz, keşke bir daha gelsen Samsun’dan… Seksen iki yıldır gözümüz yaşlı Türk milleti, seksen ikinci defa başın bir kere daha sağolsun. Saygı, özlem ve hürmet ile…

Av. Rıdvan ÇAKIR

BİZ SANA MECBURUZ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön